4 Aralık 2009 Cuma

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN...

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın."Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurkende mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilipde duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeterki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...
J.L BORGES

ÇAĞRIŞIMLAR..

Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..

Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..

Gecikmiş bir gizlemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..

Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..

Yalanı sürmeye sürmeye,
Yanlışı görmeye görmeye
Saklandınız mı..

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..

Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..

ÖZDEMİR ASAF

19 Kasım 2009 Perşembe

GÖZLERDİ.../ ATAOL BEHRAMOĞLU

Gözlerdi, tutuşan dilsiz bir kederle
Gözlerdi, gereksiz kılan sözcükleri

Gözlerdi, tutkulu, sevecen, kaygılı
Gözlerdi, arkadaş, anne, sevgili

Gözlerdi, çocuk masumluğunda
Ve bir yürek gibi atan

Gözlerdi, bakarken dünyaya
Onu anlamla aydınlatan

Gözlerdi, bakışlarıyla kucaklayan
Gözlerdi, umutsuzca özlediğim

Gözlerdi, şimdi artık olmayan
Gözlerdi, sonsuzca yitirdiğim

Gözlerdi, çocukluğumun gözleri
Şimdi hangi dünyada kim bilir

Saç örüklerinde bir kızın
Belki cam bilyaların peşindedir

Ve ilk gençliğimin gözleri
Arayışında ilk şiirlerin

İlk sevdaların ardında
Ve bulutsu düşlerin

Gözlerdi, nasıl da inanmak isteyen
Yaşamın ölümsüz olduğuna

Gözlerdi, usulca sönüp giden
Bir ışık gibi karanlıkta

Gözlerdi, tutuşan dilsiz bir kederle
Gözlerdi, arkadaş, anne, sevgili

Gözlerdi, tutkulu, sevecen, kaygılı
Gözlerdi, sevdiğimin gözleri

ATAOL BEHRAMOĞLU

ANNE.. SOL NE DEMEK??

Küçük çocuk annesine sordu: ''Sol ne demek?''

Anne bir süre düşündükten sonra yanıtladı:

''Sol; sokakta seksek oynamak demek, lunaparkta zincirli sandalyeye binmek demek, gece yatağından gökyüzünü izleyip gözüne kestirdiğin bir yıldızla sır paylaşmak demek,
küçük fokları gaddarca öldüren fok katillerini hiç unutmamak ve kürk giymiş bir bayanın üstüne, 'Yaşasın foklar' diyerek kalıcı boya atmak demek,
yunusların bazen bir insan olduğunu düşünmek ve onların o muhteşem özgürlüklerini kıskanmak demek,
Afrika'da bir ay sonra 700 bin yaşıtın çocuğun susuzluktan öleceğini öğrenip, kumbaradaki parayı koşarak acil yardım kurumlarına götürmek ve bundan böyle diş fırçalarken musluğu kapalı tutmak demek, yemeğini bitirip geri kalanını üşenmeden bir torbaya koyup en yakın hayvan barınağına götürmek demek,
Köpeğini gezdirirken bir poşete onun bıraktıklarını almak ve çöp kutusuna atmak demek.
Kesilen her ağaç, yanan her orman için ne yapıp edip mutlaka ve mutlaka ağaç dikmek demek, kimselerin bu orada ne yapıyor demesine aldırmadan insanların kumsalda bıraktığı çöpleri toplamak demek,
çok meraklı olmak demek,
şu yaşadığımız dünyada kaç dil konuşuluyor,
farklı kaç renk insan var,
neden Çinliler sütle yapılmış yiyecekleri yiyemezler,
Güney ve Kuzey Kutbu'na kaç kişi gitmiştir, onların bu yolculuklarda başına neler gelmiştir?
Şu bizim oturduğumuz kentin kaç kapısı var?
Şu bizim oturduğumuz kentte kaç müze var?
Yazıyı ilk bulan kavim Sümerlerin kaç tanrısı varmış?
Hititlerin kaç tanrısı, Hint mitolojisiyle Yunan mitolojisindeki tanrılar birbirine ne kadar benzer?
Güçlülerin tanrısı Apollon'un da, Hint tanrılarından en sevilen insan başlı fil tanrı Gades'in de yardımcıları neden fareydi?
Bir karınca bir kilometreyi ne kadar zamanda kat eder?
Sesten hızlı giden uçakların hızı saatte kaç kilometredir?
Neden erik ağaçları erken açar?
Dünyada kaç çeşit kurbağa vardır?
İnsanin en yakın akrabası gerçekten susineği midir?
Freud neden herkesin bildiği bir bilim adamıdır?
Karpuz neden soğuk suya bırakılır?
Dünyada parfüm yapılan kaç çeşit çiçek vardır?
Çöllerde kum fırtınaları neden hâlâ insanların korktuğu bir doğa olayıdır?
Kırlık alanlarda neden ay ve yıldızlar daha parlaktır?
Aşk nedir? Bu neden basımıza gelir? Kalbimiz sık neden kırılır?
Vicdan nedir? Neden yalan söylerken yüzümüz kızarır...''

Küçük çocuk, ''Anne dur biraz'' dedi, ''kafam karıştı.''

''Elbette karışacak'' dedi annesi...
''Dünyanın en zor sorusunu sordun, devamı var.
Sol demek; her yaptığın iişin neye yarayacağını bilmek demek, okuduğun her kitabi, denizlerin tuzunu, göklerin mavisini iyi bilmek demek, bir ormanda pusula olmadan Kuzey Yıldızı’na bakıp yolunu bulmak demek, herkes birinin karşısında mum gibi dururken kendin gibi durmak demek, geceden ölesiye korkmak ama geceyi sevmek demek, gün batımlarını sevmek demek, ormandaki tüm sesleri sevmek demektir; kendin için dans etmek demek, ağız dolusu gülmek demek, her yenilgiden sonra söyle bir silkinip kendi küllerinden yeniden doğmak demek.''

Küçük çocuk birden bağırdı, ''Simdi anladım'' dedi,

''Sol demek hiç durmadan düş kurmak demek!''

ISIL ÖZGENTÜRK - Cumhuriyet 30 Nisan 2006

Sevgiyle Kalın....

Hasretinden prangalar eskittim - Ahmed Arif

Hasretinden prangalar eskittim

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

AHMED ARİF

kadın giderse......

Kadınlar gittiklerinde arkalarında daha büyük
boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde
"yetim-öksüz" kalan çok
olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski
düğmeler, özenle
saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki
kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar,
yetim kalmıştır
tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sik sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz,
değerini kimse
anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artik sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler,
uyarılar, yakınmalar,
dualar yetim kalır.
Kapı esiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, annesi
gitmiştir "geç
kalma ’nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak
giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın
gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir
ağır isçi, bir
temizlikçi, bir bakici, bir bahçıvan, bir
muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş....
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde


Bekir Coşkun

MÜKEMMEL BAKIŞ AÇISI....

GÖZLER
Suriye'nin kadın Devlet Bakanı Bouthaina'dan:
Son zamanlarda duyduğum en doğru söz bu..
"Kadınları türban değil, gözündeki ifade korur.
" Alt tarafı bir çift organla bu kadar çok iş başarıldığı görülmemiştir. Yeryüzündeki bütün canlıların gözleri sadece, bakıp görmeye yaradığı halde kadın kısmı, neredeyse bir tek ortalığı süpüremez gözleriyle...
Sever, ....... beğenir...
Döver, küser, barışır...
Nefret eder, hesap sorar, azarlar...
Kovar, bağırır, çağırır, alay eder...
Erkek de bir insanoğlu, o da yapar demeyin! Erkekler her durumda öyle bön bön bakarlar.
Asla, ne demek istediklerini anlamazsınız. Gözlerini konuşturan sadece kadınlardır.
Çocukluğunuzu düşünün... Annenizin bin türlü bakışı gelecektir aklınıza.

Misafirler gitsin, ben sana gösteririm bakışı...

Hadi artık odana git, yat bakışı...

Ağzını şapırdatma! bakışı...
Aynı babası bakışı...
Babanızdan bir bakış var mı, aklınızda? Hiç zannetmiyorum olduğunu. Babayla göz göze bile gelinmez öyle zırt pırt. Şimdi de büyüklüğünüzü düşünün...

Kaç kadın bir bakışın peşinden gitmiştir?
Hiç..
Peki kaç erkek bir bakış uğruna odu ocağı terk etmiştir?
Çookk..

BEKİR COŞKUN

SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende

Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende

Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende

Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende

Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende

Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.

AZİZ NESİN